28 Ocak 2013 Pazartesi

Edirne Savunması ve Elektronik Savaş




Edirne'de Telsiz Telgraf Donanımlı Hıdırlık Tabyası

Balkan Savaşı’nın son dönemlerinde kuşatılmış haldeki Edirne’de bulunan ordu karargâhındaki telsiz istasyonu ile Okmeydanı istasyonu arasındaki haberleşmeyi engellemek için Bulgarların sarf ettikleri çabalar dünyada elektronik savaş alanındaki ilk girişimlerden biri olarak bilinmektedir.


Balkan Savaşları sırasında kullanılan telsiz donanımı



Telsiz Telgraf İstasyonunun bulunduğu Okmeydanı 



Telsiz Telgraf İstasyonundaki dinamolar

      Ülkedeki ilk güçlü telsiz istasyonu olan İstanbul-Okmeydanı Telsiz İstasyonu deniz haberleşmesi yanında karasal haberleşmede de kullanılmıştır. Bu kapsamda olmak üzere 50 km haberleşme erimli iki takım dağ telsizi ile 150 km erimli dört takım sahra telsizi 1911’de Marconi şirketinden temin edilmiş ve ordu birliklerine dağıtılmıştır. Bunlardan biri de Edirne'deki Hıdırlık tabyasına tesis edilmiştir.  






15 Ocak 2013 Salı

Postahane-i Amire







Postahane-i Amire (Yenicami Postanesi)



Eski Postahane-i Amire binası yıkılıp yenisi yapıldıktan sonraki görünüm

   Postahane binasının taşımacılıkta kullanılan hayvanları alacak kadar geniş olması, başkentin en işlek ticari merkezlerinden birinde bulunması ve sahile yakın olması gerektiğinden, bu koşulları sağlayan ve Yeni Cami Meydanında Yeni Cami'ye ait arsa içinde Evkaf'a ait Cizyehane olarak kullanılan iki katlı bina uygun bulunarak kapısının üzerine Aldülmecid'in tuğrasıyla Postahane-i Amire levhası konulmuştur. Yabacıların anlaması için de Posta kelimesi Fransızca "Poste" şeklinde ayrıca eklenmiştir.

   Alt katı gişelere ve işlem yerlerine, üst katı da idari birimlere ayrılan bina 23 Ekim 1840'da hizmete hazır hale getirilmiş ve ilk posta İstanbul'dan Edirne'ye 28 Ekim 1840'da yola çıkmıştır. Yeni Cami Meydanı geniş olduğundan Rumeli'den her biri 130 hayvanla ve 40 Jandarma gözetiminde gelen postanın alınıp verilebilmesi rahatça gerçekleştirilebilmiştir. 


Kırım Savaşı sırasında taşınan posta çuvalları  

     Osmanlı Devletinde Şehir Postasının kuruluşunun 50. Yıldönümü anısına basılmış olan pulların üzerinde görünen Postahane-i Amire binasının yanındaki diğer bina ise Yeni Cami sebil ve çeşmesidir.




   21 Eylül 1871'de Posta ve Telgraf idarelerinin birleştirilmesiyle mevcut binanın yetersiz kalması sonucu 1890'da yıkılan binanın yerine aşağıda fotoğrafları görülen bina yapılarak Ekim 1892'de hizmete verilmiş, ancak bu bina da uzun süre kullanılamamıştır. 




    1909'da Sirkeci'deki Büyük Postane (Posta ve Telgraf Nezareti) binası hizmete verildikten sonra 1917'ye kadar Paket Postanesi olarak kullanılan bina Osmanlı İtibar-ı Milli Bankası'na devredilmiştir.

      1927'de Türkiye İş Bankası'nın İtibar-ı Milli Bankası ile birleştirilmesiyle bina İş Bankası'na devredilmiş ve bankanın şubesi olarak kullanılmaya başlanmış, 2005'te de binanın İş Bankası Müzesi olmasına karar verilmiştir.

       




İlk Postahane binası yerine yapılan 
Posta ve Telgraf Nezareti
(Halen T. İş Bankası Müzesi olarak kullanılmaktadır)



Sirkeci'deki Büyük Postane ve yola çıkacak posta aracı 



Bazı postane binaları banka şubesine dönüştürülürken, bazıları da sandviç satılan dükkanlara ve otellere dönüştürülmüştür.

Bozcaada'daki Eski Postane


    

" "



  

12 Ocak 2013 Cumartesi

Yavuz Geliyor Yavuz



Kudretli Goeben'in Korkak Kaçışı (!)

Daha 1911'de Hamburg'da kızaktan indirilmiş olan Goeben 23.000 ton istiap haddi, 52.000 beygir gücü ve 29 deniz mili süratiyle Akdeniz'deki en güçlü ve hızlı harp gemisiydi. Messina’daki Alman gemilerinden olabildiğince kısa sürede kömür ikmali yapıp İstanbul’a doğru yol alırken peşlerine düşen İngiliz kruvazörü Gloucester’in haberleşmesini oldukça güçlü telsiz vericisiyle engelleyen Goeben yolda yeniden kömür ikmali yapıp İstanbul ile telsiz bağlantısı kurmaya çalışmış, başarılı olamayınca her şeyi göze alarak 1914 yılının 10 Ağustos’unda Çanakkale Boğazı girişine gelmişti. Seddübahir’deki işaret istasyonuna mesaj göndererek kılavuz istediğini belirtmesi üzerine gurcatasında “Beni takip edin” sancağı çekili bir Türk torpidobotunun üzerlerine doğru geldiğini gören Amiral Souchon yönettiği huruç hareketinin başarıya ulaştığını anlamıştı. 

          Bu başarı sonrasında İngiltere’nin Akdeniz filosu komutanı Amiral Milne Goeben ve Breslau Messina’da iken boğazın iki ucunu güçlü filosu ile abluka altına alarak Alman gemilerinin kaçmasına engel olamamakla suçlanmış, bu başarısızlık İngiliz basınında "Kudreti Goeben'in Korkak Kaçışı" şeklinde yer almıştı. 


Amiral Souchon

Yavuz (Goeben) Telsiz İstasyonu


Yavuz (Goeben) Telsiz Vericisi
(Yavuz hizmet dışı bırakıldıktan sonra uzun yıllar İstanbul Kıyı Telsiz İstasyonu'nda kullanılmıştır) 

16 Ağustos 1914’te Alman personeli fes giymiş olarak ve Osmanlı bayrağı taşıyarak Dolmabahçe önlerinde demirleyen iki gemilik birliğin komutanı Amiral Souchon Osmanlı donanması komutanlığına getirilmişti.

Osmanlı Donanma Komutanı Amiral Souchon

Yavuz'a Toka Edilen Türk Bayrağı 

Son taksitleri ödenmesine rağmen İngilizlerin 3 Ağustos’ta el koyduğu Reşadiye ve Sultan Osman drednodlarına HMS Erin ve HMS Agincourt adları verilirken, Yavuz Sultan Selim adını alan Goeben ile Midilli adını alan Breslau 28 Ekim 1914’te iki torpidobotla birlikte Karadeniz’e açılıp Sivastopol ve Odessa limanlarını topa tutmuş, bunun üzerine Rusya, Fransa ve İngiltere Osmanlı İmparatorluğu’na savaş açmıştı.



Yavuz ve Midilli

Yavuz Sultan Selim mürettebatından İnebolulu Mehmet Onbaşı, nam-ı diğer "Yonga Payı"nın anısına saygıyla...




11 Ocak 2013 Cuma

Telgraf Mektebi






Telgraf Memur Mülâzımı Mektebi

    
        İstanbul-Edirne telgraf hattının 13 Ağustos 1855'te, Edirne-Şumnu hattının ise 29 Ağustos 1855'te hizmete açılmasıyla daha önce tesis edilmiş olan Bükreş-Viyana telgraf hattına bağlantı sağlanmış ve İstanbul Avrupa'nın diğer başkentleriyle telgraf haberleşmesi yapabilir hale gelmiştir. Bu hatlar üzerinden gönderilen ilk telgraflar hep Fransızca olarak Latin harfleriyle Fransız memurlar tarafından yapılırken, Edirne Telgraf Müdürü Mustafa Efendi tarafından Mors kodlarının Türkçe  karakterlere uyarlaması yapılarak 128 kelimelik ilk Türkçe telgraf 16 Şubat 1861'de Edirne'den İstanbul'a gönderilmiştir.


          

Edirne Telgraf Müdürü Mustafa Efendi



Edirne Telgrafhanesi





      O dönemin yönetimi haberleşmeyi Türkçeleştirmek ve Türk haberleşme memurlarıyla bu işi yürütmek için büyük çaba sarf ettiği gibi, bu teknolojinin ülkede kullanıma başlanmasından yedi sene sonra 1861'de bir nizamname çıkartarak ilk Telgraf Memur Mülâzımı Mektebini açmıştır. Bu okul Soğukçeşme'de Telgrafhanenin tam karşısında şimdi İstanbul Çocuk Mahkemeleri olarak kullanılan binanın yerinde bulunan ahşap bir bina idi. Eğitim süresi iki yıl olup, öğrencilere ayda 250 şer kuruş aylık verilirdi. 

İstanbul Telgrafhanesi

    Elektrikli telgraf işletmesiyle ilgili teorik ve pratik derslerin verildiği okul iki dönem öğrenci yetiştirdikten sonra kapatılmış, 1871'de tekrar açılmış ve 1868'de açılan Telgraf Fabrikası da okulun bir laboratuvarı olarak düşünülmüştür. 



Telgraf Fabrikası kurucusu
Abdullah Feyzi Bey
(İlk profesyonel telgrafçı olarak bilinir)

      Dokuz sene süresince açık tutulan okulun 1880'de kapatılmasına karar verilmiş ve telgrafçıların yetiştirilmesi için Galatasaray Lisesi müfredatına telgrafçılık dersleri konulmuştur. Bu liseyi bitiren öğrenciler telgraf işletmesinde pek fazla görev almak istemediklerinden, benzeri bir müfredata sahip diğer bir lise olan Darüşşafaka Lisesi öğrencilerinden telgrafçı yetiştirilmesinin daha uygun olacağına karar verilerek, 1880'de gerekli düzenleme yapılmış ve Telgraf İdaresi yöneticileri bu lisede telgraf işletmesine yönelik dersler vermeye başlamıştır. 





Darüşşafaka Lisesi


Darüşşafaka Öğrencileri


      Başarılı mezunlar arasından seçilen üç kişi de her yıl Paris'teki Yüksek Telgraf Mektebine mühendislik eğitimi için gönderilmiştir. Bunlar arasında ünlü bilim adamı Salih Zeki Bey de vardır. 



Salih Zeki Bey



Darüşşafaka'dan mezun olduktan sonra Fransa'ya eğitime gönderilen, döndükten sonra da Telgraf Fabrikası Müdürü olan
Ferit Bey



1903 Londra Telgraf Kongresi'ne katılan Darüşşafaka mezunu ve 2. murahhas
Mehmet Emin Efendi

    Diğer taraftan, 1892'de Paris'te yapılan bir gösteriye katılan bütün Türk öğrenciler İstanbul'a çağrılmış, daha sonra da Paris'e öğrenci gönderilmeyerek 1908'e kadar Darüşşafaka Lisesi dışında başka bir eğitim kurumu oluşturulmamıştır.

       Buna karşılık, yüksek öğrenim görmüş elemana olan gereksinim nedeniyle 1909'da Telgraf Mektebi Âlisi'nin açıldığı ve 1918'e kadar eğitime devam edildiği, 1931'de kapatılıp 1933'te tekrar açıldığı, bir aralık Ankara'ya taşındığı, ancak orada bir gelişme gösteremediğinden İstanbul Mühendis Mektebi (İTU) içinde bir şubeye dönüştürüldüğü bilinmektedir.
        
      Faydalanılan kaynak: Osman Nuri Ergin, Telgraf Mektebi, Türk Maarif Tarihi, sayfa: 620-626.            










     

    

3 Ocak 2013 Perşembe

İlk Haberleşme Uydusu



          Yeryüzündeki iki istasyon arasındaki haberleşmede kullanılmak üzere dünya yörüngesine uydu yerleştirme fikri yıllar önce çeşitli bilim adamları tarafından dile getirilmiş olmakla birlikte, bu konudaki en somut öneri Ekim 1945'de “Wireless World” adlı dergide yayımlanan “Extraterrestrial Relays - Can Rocket Stations Give World-wide Radio Coverage?” adlı makalesinde Arthur C. Clarke tarafından yapılmıştır. Roket ve mikrodalga teknolojilerini kullanarak uzayda tekrarlayıcı istasyonu kurulabileceğini öngören yazar, Almanya’nın 2. Dünya Savaşı sırasında geliştirdiği V-2 roketlerine benzer bir sistemle uzaya haberleşme uydusu gönderilip, dünyanın etrafında bir yörüngeye yerleştirilebileceğini, uydunun dünyadan 19.323 millik bir mesafeye yerleştirilmesi durumunda dünyaya göre sabit kalacağını ve bütün dünyayı kapsayacak şekilde radyo yayınlarının yapılabileceğini belirtmiştir.
          Bu önerinin yaklaşık 20 yıl sonra gerçekleştiği, geçen bu sürede ise çeşitli deneylerin yapıldığı görülmektedir. Tek yönlü telemetre sinyali gönderen ilk aktif uydu olan Sputnik-1, Rusya tarafından 04.10.1957'de uzaya gönderilmiş ve 21 gün boyunca yer yüzüne sinyal göndermiştir. ABD tarafından 01.02.1958'de uzaya gönderilen Explorer-1 uydusunun gönderdiği sinyaller de yaklaşık 5 ay süresince yeryüzünden alınabilmiştir. ABD tarafından yapılan diğer bir denemede ise Score adlı uydunun 18.12.1958'de uzaya gönderilmesi ve daha önce kaydedilmiş bir mesajı dünyaya yayınlamasıdır.
          Haberleşeme amacıyla ilk kullanılan uydu ise Dünya'nın doğal uydusu olan Ay’dır. ABD tarafından 1956'dan 1962'ye kadar Ay’a gönderilip yansıtılan elektomagnetik dalgalarla Washington ile Hawaii arasında haberleşme sağlanmıştır. Ancak, Ay’ın her iki taraftan da görülmediği durumlarda haberleşmenin yapılamadığı dikkate alınarak, bunun yerine yapay bir yansıtıcın uzaya gönderilmesinin daha uygun olacağına karar verilmiş ve yaklaşık 30 metre çapında ve 50 kilogram ağırlığında aluminyum kaplanmış plastik bir balon 12.08.1960'da uzaya gönderilerek orta yükseklikte bir yörüngeye yerleştirilmiştir. Echo-1 olarak adlandırılan bu uydu kullanılarak ABD ile Avrupa arasında haberleşme gerçekleştirilmiştir.
         Yapılan bu deneyler sonrasında ilk aktif uydu projesi olan Telstar uyduları gündeme gelmiştir. Atlantik Okyanusunun iki yakası arasında televizyon programı iletimi için planlanan Telstar-1 uydusu 10.07.1962'de uzaya gönderilmiş, ancak beklenmedik bir radyasyon sorunu yüzünden sadece birkaç hafta hizmette kalmıştır. Bu uydudan sonra 07.05.1963'de uzaya gönderilen Telstar-II uydusu daha başarılı olmuştur. Söz konusu uydular deneysel amaçlı olduğundan ticari kullanıma sunulmamış, bu uydulardan sonra 13.12.1962'de uzaya gönderilen Relay-I uydusu ise ses, data ve görüntü iletimi için tasarlanmıştır. Aynı yıllarda Fransa, İngiltere ve Kanada’nın da uzaya çeşitli uydular göndererek denemeler yaptığı bilinmektedir.

           O dönemde uydu teknolojisi konusunda tartışılan en önemli konu bu amaçla kullanılacak yörüngeler olmuştur. Yapılan ilk denemelerde kullanılan orta mesafeli yörüngelerin sağladığı imkanlara karşılık bazı sakıncaları bulunduğundan, dünyaya göre sabit pozisyonlu uyduları konuşlandırmaya imkan sağlayacak uzun mesafeli yörüngelerin daha uygun olacağı görüşüne varılmış ve bu yörüngeye yerleştirilmek üzere üretilen SYNCOM-1 uydusu 14.02.1963'te uzaya fırlatılmıştır. Bu uydunun yörüngeye yerleştirilmesi sırasında sorun yaşandığından başarılı olunamamış ve SYNCOM-II uydusu uzaya gönderilmiştir. Bu uydu kullanılarak 26.07.1963'te yeryüzünde iki nokta arasında karşılıklı olarak gerçek zamanlı haberleşme gerçekleştirilmiştir. Daha sonra 19.08.1964'te SYNCOM-III uydusu uzaya gönderilmiş ve yapılan deneylerle ticari haberleşme için uydu teknolojisinin kullanılabileceği kanıtlanmıştır.
          Bu teknolojinin ticari haberleşmede kullanıldığı ilk projeler INTELSAT ve INTERSPUTNIK projelerdir. ABD öncülüğünde başlatılan girişim sonucu Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından alınan 1721 sayılı karar doğrultusunda 20.08.1964'te ülkeler arasında imzalanan anlaşma ile INTELSAT organizasyonu oluşturulmuştur. Oluşturulan bu organizasyon, küresel haberleşme amacıyla kullanılacak uydu sisteminin tasarımı, geliştirilmesi, üretimi ve işletilmesi ile görevlendirilmiştir. Birleşmiş Milletlere üye bütün ülkelere açık olan INTELSAT organizasyonuna kısa sürede çok sayıda ülke katılmıştır.
           INTELSAT organizasyonu tarafından ilk uydu (Early Bird/Erkenci) 06.04.1965'te uzaya gönderilmiş, yörüngesine yerleştirildikten sonra 28.06.1965'te hizmete verilen bu uydunun ömrü 18 ay olarak planlanmış olmasına karşılık Ocak 1969'a kadar kullanılmıştır. O dönemde kullanılan teknolojinin çoklu erişime imkân sağlamaması yüzünden biri ABD’de diğeri Avrupa’da olmak üzere sadece iki yer istasyonu arasında toplam 240 kanallık bir kapasite sağlanabilmiştir.

            1965'ten 2012'ye kadar geçen sürede uzaya çok sayıda haberleşme uydusunun gönderildiği, halen işletmede olan uzaydaki toplam uydu sayısının ise 994 adet olduğu, bunların %38'inin ticari haberleşme uydusu, %20'sinin resmi ve askeri amaçlı haberleşme uydusu olduğu, söz konusu teknolojinin dünyada yılda toplam 289,8 milyar Dolarlık bir pazarın oluşmasına yol açtığı bilinmektedir. 


Early Bird Uydusu




Ve uydu teknolojisinde gelinen son nokta (!)






1 Ocak 2013 Salı

Galata Kulesi



Bizans kaynaklarının Büyük Burç, Ceneviz kaynaklarının ise İsa Kulesi olarak adlandırdıkları Galata Kulesi, tarihi 507 yılına kadar gitmekle birlikte, günümüzdekine yakın şekliyle 1348’de Cenevizliler tarafından inşa edilmiş, zamanla gördüğü depremler ve yangınlarla tahrip olmuş, yapılan onarımlar sayesinde ayakta kalabilmiştir.


Önce bu halde idi



Kulenin içi
Sultan II. Mahmut tarafından yeniden yaptırılan sivri külahının 1875’de fırtınadan uçup gitmesinden sonra tepesine iki küçük katçık ve bunların ortasına dikilen uzun bir bayrak direğiyle şekillenen Galata Kulesi uzun yıllar bu haliyle kalmıştır.




II. Mahmut tarafından yeniden yaptırılan sivri külah 














Külah uçtuktan sonra 

Buna karşılık, 1909’da Galata Kulesi’ne yeni bir şekil ve işlev kazandırmak isteyen mimar Aram Tahtaciyan tarafından hazırlanan projede; kulenin üstüne 40 metre yüksekliğinde demirden yapılmış büyük bir parça ilave edilmesi öngörülmüş, ilave edilen parçanın küre şeklinde bir kısım ile onun üstünde silindirik olarak yükselen ikinci bir kısımdan meydana gelmesi, silindir şeklindeki kısmın telefon ve telsiz telgrafla donatılarak, telgrafhane, rasathane ve yangın gözetleme amaçlı kullanılması, küre şeklindeki kısmın ise projeyi sunan işletmeciye tahsis edilmesi teklif edilmiştir. Teklif sahibi tarafından kulenin tepesine başta denizciler olmak üzere GMT (Greenwich Ortalama Zamanı) saat ayarına gereksinim duyanlara bilgi vermek üzere Vakit Küresi (Time Ball) takılması da önerilmiştir.


Bu hale gelmesi önerildi

Rasathane Müdürü ve ilgili diğer birimlerden katılanlardan oluşan bir komisyon uzun süre çalıştıktan sonra uygun görüş vermesine ve basın tarihimizin en uzun süreli yayınlarından biri olan Servet-i Fünun dergisi tarafından da övgüyle söz edilmesine rağmen bu proje gerçekleştirilememiştir. Buna karşılık, Paris’ten yapılan uluslararası saat ayarı yayınlarının alınması için Okmeydanı Telsiz İstasyonu görevlendirilmiş ve yurtdışından bir Vakit Küresi (time-ball) getirtilerek Kasımpaşa’daki Deniz Hastanesi’nin kulesine yerleştirilerek Mayıs 1915’ten itibaren kullanılmaya başlanmıştır. Bu küre her gün öğle vaktine beş dakika kala kuledeki serene çekilmiş, tam öğle vakti de serenden düşürülmüştür. Vakit Küresi daha sonra Galata Kulesi’ndeki bayrak direğine yerleştirilerek kullanılmaya devam edilmiştir.


Önce bu hale getirilebildi 
(Tepesinde Vakit Küresi ile birlikte)

İleriki yıllarda ülkede radyo yayıncılığının gelişmesiyle birlikte bu uygulamadan vazgeçilmiş, 1967’de de kulenin tepesine yeni bir külah geçirilerek bugünkü halini almıştır.


Daha sonra da ilk haline benzetildi